CANLI | SON YAYINLAR
Yükleniyor...

9 Ekim 2018 Salı

ali kırca



1948 yılının Aralık ayında Akşehir‘de doğdu. 1963 yılında İstanbul‘a geldi ve Deniz Harp Akademisi‘nden mezun oldu. 1969 yılında bir deniz teğmeni iken ve yayınladığı bir bildiri nedeniyle ordu ile ilişkisi kesildi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Hukuk Fakültesi‘nde okudu. Daha önce 17’li yaşlarda medyaya ilgi duymaya başlayan Kırca, 1974 yılında TRT‘de muhabir olarak mesleğe başladı


TRT’de çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra TRT Haber Dairesi Başkanlığı‘na yükseldi. “Yurttan-Dünyadan” ve “32.Gün” programlarını hazırlayıp, “Açık Oturum” programını yöneten Kırca, önde gelen liderlerle yaptığı röportajlar sayesinde başarısına başarı kattı.
Bir dönem TRT Washington temsilcisi olarak da çalışan Kırca, daha sonra ilk özel televizyon olan İnter Star‘a geçti. 42 yaşında “Kırkıncı Paralel” programını Washington ve New York‘ta hazırlayıp, sundu. 1993 yılında Türkiyeye ye döndü ve ATV Haber Dairesi Başkanı oldu. 1 Şubat 1994‘de Türkiye’nin ilk anchorman‘i olarak ATV Ana Haber Bülteni‘ni sunmaya başladı. Hemen arkasından 6 Şubat 1994‘te yayına giren “Siyaset Meydanı” programı ile hafızalara kazındı.
2001 Ekonomik krizinin yaşandığı günlerde ATV ile anlaşamayarak Star televizyonuna geçti. Bir çok polemiğe neden olan Star’dan ayrılışı gecikmedi. 2002 yılında NTV ile anlaştı. Aynı yıl “Habersiz Türküler” adlı bir albüm çıkardı. Barış Manço’ya olan hayranlığı ile de bilinen ünlü anchorman, Sonny Müzik‘in çıkarttığı “Yüreğimdeki Barış Şarkıları” adlı albümde “Güle güle oğlum” parçayı seslendirdi.
NTV’den de ayrılması gecikmedi. Tekrar ATV’de anchorman olarak göreve başlayan Ali Kırca, aynı zamanda Sabah Gazetesi’ndede köşe yazarlığına getirildi. “Altanlar Meydanda”, “Futbol Hayattır”, “Hazan Mevsiminde Aşk”, “Sedir Ağacının Kokusu”, “Şimdi İyi Haberleri Veriyoruz”, Susurluk Çarkı, Barış Manço’ya Özlem, “700. yılında Osmanlı” ,“Aşk”, “Azınlıklar Kaybolan Renkler”, “Türkçe İbadet”, “Vakitsiz Şarkılar” adlarıyla 12 adet kitabı yayınlandı.
2 yıl boyunca Anadolu Üniversitesi‘nde TV Haberciliği dersi verdi. Bahçeşehir Üniversitesi‘nde öğretim görevliliği yapmaya başlayan Kırca, (“Golden Rose” ödülü başta olmak üzere) yaptığı programlarla birçok uluslararası ödül de kazanmıştır.
ATV televizyonunun satılması üzerine, kanalla yollarını ayırarak ekibiyle birlikte Show TV’ye transfer oldu. Halen Show TV ve Skytürk 360 televizyonlarında Siyaset Meydanı‘nı sunmaktadır.
Seray hanım ile evli olan Ali Kırca’nın Candaş (d.1981) ve Ozan adlarında iki oğlu vardır.

Rol aldığı Filmler :

1994 – Süper Baba Rolü: Ali Kırca
1997 – Sıcak Saatler Rolü: Ali Kırca
2000 – Oyunbozan Rolü: Ali Kırca
2003 – Kurşun Yarası (RoKırca)


hıncal uluç



Hıncal Uluç, 1 Kasım 1939'da Kilis'te dünyaya gelir. Hıncal, üç yaşına kadar anneanne ve teyzesi tarafından büyütülür. Sebebi ise subay olan babasının o doğduğunda İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman tanklarının manevra yaptığı Bulgar sınırında görevli olmasıdır. Sonrasında Fuat Uluç Çaldıran'a tayin olduğunda küçük Hıncal da ailesine kavuşur. Ardından tayinler durmaksızın gerçekleşecektir. Van'da o meşhur Van zelzelesini yaşar Uluç ailesi. Daha sonra gidilen Bandırma'da Hıncal da ilkokula başlar. İki ayrı okulda ilk üç sınıfı okur. Bandırma'dan sonra 1950'de tekrar Kilis'e (Hıncal ilkokulu burada Kemaliye İlkokulu'nda bitirir) tayin olur Fuat Uluç.
1952'de Antakya, 1955'te de Ankara (Ortaokula Antakya'da başlayan Hıncal, geri kalan eğitimini de Ankara Kurtuluş Lisesi'nde tamamlar) vardır sırada. Çok mutlu bir ailede büyüyen Hıncal Uluç, 1980'e kadar burada kalacaktır. Annesi doktor, babası mühendis olmasını isterken Uluç'un kendisi de avukat olmak istemektedir. Ama ne olursa olsun İngilizce'yi öğrenme hevesi yüzünden İstanbul Edebiyat Fakültesi'ne gelir. Bir sömestr sonunda tekrar Ankara'ya döner. Bir sene sonra da Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanır.
Bu arada Demokrat Parti'den ayrılmış bir grubun kurduğu Hürriyet Partisi, Yenigün adıyla bir yayın organı kurmuş, başına da Cihat Baban'ı getirmiştir. Mehmet Ali Kışlalı da gazetenin spor müdürüdür: "Bir gün gazetenin yazı işleri kadrosu Cihat Bey'e isyan etmiş. Cihat Bey de reste meydan bırakmayınca hepsi bırakıp gitmiş. M. Ali abiyle (Kışlalı) Cihat Baban kalmış gazetede sadece. Cihat Baban da M. Ali abiye 'çıkart gazeteyi' deyince o da hemen haber gönderiyor abime, bana ve kardeşine (Ahmet Taner Kışlalı)."Hıncal Uluç henüz 17 yaşındadır. Sıkıyönetim gereği altı sayfa çıkan gazetenin spor sayfası bu genç delikanlıya emanet edilir: "İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler'in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler'i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında herşeysin zaten."
Uluç, böylece gazeteciliğe adım atar; Oktay Kurtböke, Güneş Tecelli, Başkurt Okaygün, Kurthan Fişek, Güngör Sayarı, Ercan Tan gibi isimlerle beraber çalışır. Bu arada askere gitmemek için üniversiteyi geç bitirmeye karar verir. Ancak serde iyi öğrencilik olduğundan üç senede üç sınıf bitirip son sınıfa gelir. Tek çare rapor alarak okulu uzatmaktır: "Tanıdık bir ruh doktoruna gittim. İleride kariyer açısından etkileyici olur diye entellektüel sürmenaj hastalığı yazdı rapora. En tehlikesizidir diye bunu yazarlardı doktorlar." Raporu alan Uluç, okulunu bitirmiyor diye annesinin ağladığını görünce kararını değiştirir ve 1964'te Kutlu Aktaş, Burhan Özfatura gibi arkadaşlarıyla beraber mezun olarak diplomasını alır.
Bir yıl sonra da Mamak Muhabere Okulu'nda Büyükelçi Yalçın Oral, Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Bozkurt Kuruç, Galatasaray başkanlarından Saim Gogen'in oğlu Fethi (daha sonra eniştesi olacaktır) gibi arkadaşlarıyla beraber iki yıl askerlik yapar: "Askerlik dönemim benim en mutlu dönemimdir."
1960'lara bir daha dönelim. 27 Mayıs İhtilali, onun gazetecilik yaptığı bu ilk yıllarda gelir dayanır kapıya. Uluç ihtilalin tam ortasındadır: "Baştan sona ihtilalin içinde idik. Onları anlatsam kitap olur. Fikir olarak da, eylem olarak da ihtilalin içindeydik. Bütün o ıslık çalanların başındaydık, 'Olur mu böyle olur mu?' diye gazeteyi bırakıp Kızılay'da yürüyüşlere katılırdık."
Uluç, bu dönemlerde yazdığı yazılardan hukukçu ve mülkiyeli oluşu sebebiyle hiç bir ceza almaz: "Aslında gazetecilik zamanları böyle zamanlardır. Meslek yaşamımın büyük bölümü sıkıyönetimlerle ve yayın yasakları ile geçti. İlk önceleri neyin yasaklandığı açık açık yazardı. Sonra askerler biraz daha uyanık yayın yasağı koymaya başladılar. Soyut tanımlamalar yaptılar. Böylece kendi kendini sansür etmeye başladın. Şunu da söyleyeyim Türkiye'de herkesin anladığı anlamda bir basın özgürlüğü olsa idi eğer, ben bu kadar iyi gazeteci olamazdım."
TÜRKEŞ, HINCAL’IN ASLAN AMCASI
Onun ihtilal olsun yürüyüşlerinde ön sırada yer almasının bir sebebi belki de babasıdır. 1955'te ailecek Ankara'ya gelinmiş, Hıncal 1980'e kadar başka bir yere gitmemişti ama babası tayin ve bu arada terfi almaya devam etmiş, 1961'de albaylığa kadar yükselmişti. 27 Mayıs İhtilali olduğunda babası Fuat Uluç'un görev yeri, Çanakkale İl Jandarma Alay Komutanlığıydı. Fuat Uluç, 27 Mayıs'ın liderlerinden Alparslan Türkeş'le de çok yakın arkadaştı: "Bandırma'da beraberdik zaten. Benim iki tane halam var, amcam yok ama Aslan Amca (Alparslan Türkeş) bizim ailenin amcası idi. Bütün kardeşler ona Aslan Amca derdik. Yetişmemize de katkısı olmuştur. Evlerimiz bir gibiydi."
Bu kadar yakın olunca 27 Mayıs'tan sonra bir araya gelmemek olmazdı tabii: "Aslan amca ihtilalden sonra başbakanlık müsteşarı olunca babamın tayinini de Ankara'ya çıkarttı. Babam hemen Aslan Amca'nın karargahında görev aldı. Ve Aslan Amca hazırladıkları her şeyi babamla beraber hazırladı. Devlet Planlama Teşkilatı kurulduğunda babam da oranın ilk Sosyal Planlama Daire Başkanı' oldu."Ancak aylar ilerleyince Alparslan Türkeş 14'lerden biri olarak Hindistan'a sürülür. Bu arada Eminsu hadisesiyle Milli Birlik Komitesi, Ağustos 1960'tan Şubat 1961'e kadar 235 general ve amiral ile beş bine yakın subayı emekli etmiş (Eminsu, bunların kurduğu Emekli İnkılap Subayları Derneği'nin kısa adıdır) geride kalanların yolu açılmıştır.
Fuat Uluç da önü açılanlardan birisidir: "Babamın general olacağı kesin. O kararı nasıl verdiği benim için hâlâ bir soru işaretidir. Aslan Amca sürülmüştü, onların siyasallaşma sürecinde burada güvenilir bir odak noktasına ihtiyaçları vardı. Babam o odak noktası olabilmek için ordudan istifa etti. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)'ne girdi, genel sekreter oldu ve babamın hazırladığı kongrede de Aslan Amca genel başkan seçildi." Fuat Uluç, 1964'te de Mardin milletvekili olarak Meclis'e girer: "Ancak o dönemi tamamlayamadan 1968'de kalp rahatsızlığından öldü. Buna rağmen şuna inanıyorum ki askerde kalsa idi yaşardı. Politikanın iki yüzlü yapısı, bütün bir hayatını asker doğruluğu içinde yaşamış bir adama iyi gelmedi."
GENELKURMAY BAŞKANI DİNÇ BİLGİN’İ ARIYOR
Bir süre de Öncü'de kalem oynatan Hıncal Uluç, askerden döndüğü 1967'de, M. Ali Kışlalı başta olmak üzere eski Yenigün ekibinin çıkardığı Yankı'da çalışmaya başlar: "Bana gazeteciliğin bütün püf noktaları ile ayrıntılarını ve ahlakını M. Ali Kışlalı öğretti." Oktay Kurtböke de Cumhuriyet Yayın Yönetmeni olduğu için Yankı ile paralel burada da haftada iki gün spor yazıları yazmaya başlayan Uluç, TRT kurulunca pazartesi günleri de yine Cumhuriyet'e tam sayfa tv sayfası yapar: "Benim Babıali'ye transferim Cumhuriyet kanalı ile oldu."
1980'de onun İkinci İstanbul seferi başlar. Gelişim Yayınları'nın sahibi Ercan Arıklı 12 Eylül'den önce bir dergi çıkarmasını ister ondan. Kabul eder. Daha sonra Gelişim Yayınları Asil Nadir'e geçince de, Uluç işinden olur. Ardından Zafer Mutlu'nun daveti ile 1990'da Sabah'ta yazmaya başlar: "Gazeteye başlarken Dinç Bey'le (Bilgin) bir tek şey konuştum. Ne yazacağımı ya da yazmayacağımı bana kimse söylemeyecek." 2002'ye kadar on iki senede anlaşma bir tek kez Dinç Bilgin tarafından bozulur: "Dinç Bey geldi ve 'Dün yazdığın yazıyı hatırlıyor musun?' dedi. Evet dedim. Orduevlerinde fiyatların çok düşük olduğunu, aradaki farkı bizim vergilerimizle verdiğimiz mealinde bir yazı idi o. Dinç Bilgin, 'Bir daha böyle bir yazı yazarsan Genel Kurmay Başkanı'nı sana bağlarım haberin olsun' dedi. Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş aramış ve Dinç Bey'le 3,5 saat konuşmuş. 'Telefonu da Genel Kurmay Başkanı'na kapatamıyorum, 3.5 saat dinledim Güreş Paşa'yı' dedi."
Uluç mesleğin başında yaptığı birkaç sözleşme hariç, bir daha iş sözleşmesi de imzalamamış birisidir: "Türkiye'nin en büyük sosyal demokratları ile solcularının ve sendikalarının kazığını yedikten sonra kendi kendime dedim ki kendinden ve Allah'tan başka güveneceğin kimse yok." Yeni Tanin'de çalışırken işten atılan Uluç, tazminat almak için sendikaya başvurur. Sendikanın avukatı da Yekta Güngör Özden'dir. Özden, —kazanacağı kesin olmasına rağmen— kazanamayacaklarını öne sürerek davayı açmayınca Hıncal Uluç da bu kararı alır.
FUTBOL OYNAYAMAYAN FUTBOL YORUMCUSU
Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur.

5 Ekim 2018 Cuma

MEHMET ALİ ARSLAN

MEHMET ALİ ARSLAN

Mehmet Ali Arslan | Künye & biyografi (imprint & biography)

tr | türkçe

Gazeteci • Yazar  • Girişimci • dijital medya uzmanı

1975 yılında ardahan’da doğan mehmet ali arslan, yayıncılık hayatına 1990’lı yılların başında basılı medya ile adım atmıştır. teknolojinin dönüşümünü öngörerek, dünyanın internetle tanıştığı 1994-1995 yıllarında "internette ilk, alemde tek" sloganıyla türkiye’nin dijital yayıncılık öncülerinden biri olmuştur.

"ayaklarım kars'ta, ellerim mars'ta" felsefesiyle sınırları aşan arslan; yerelden evrensele bir köprü kurmuş, ardahan, kars ve iğdır başta olmak üzere pek çok bölgeyi dijital dünyayla tanıştıran ilk isim olmuştur. milyonlarca takipçiye ulaşan sosyal medya ağları, gelenekselleşen organizasyonları ve 2014 yılındaki bağımsız cumhurbaşkanlığı adaylığı ile toplumsal hafızada yer edinmiştir. bugün, kurduğu çok dilli dijital haber ağları ile profesyonel gazetecilik kariyerine yeni bir soluk getirmektedir.


en | english

journalist • author • entrepreneur • digital media expert

born in 1975 in ardahan, mehmet ali arslan began his publishing career in the early 1990s. anticipating the digital revolution, he became a pioneer of turkish internet publishing in 1994-1995 with the legendary motto "first on the internet, unique in the world."

guided by the philosophy "my feet in kars, my hands on mars," arslan has bridged the gap between local heritage and global reach. he was the first to introduce the regions of ardahan, kars, and iğdır to the digital world. with a social media following in the millions, a history of successful traditional organizations, and an independent presidential candidacy in 2014, he remains a prominent figure in media. today, he continues his professional journalism journey through his newly established multi-language digital news networks.

4 Ekim 2018 Perşembe

AZİZ NESİN KİMDİR



Asıl adı Mehmet Nusret Nesin’dir 20 Aralık 1915’te Heybeliada’da doğmuş, 6 Temmuz 1995, Alaçatı’da hayatını kaybetmiştir. Bilinen adıyla Aziz Nesin, kısa öykü, tiyatro ve şiir dallarında pek çok yapıtı bulunan Türk mizah yazarıdır.
UNESCO’nun yayınladığı Index Translationum adlı dünya çeviri bibliyografyasına göre Aziz Nesin, Türkçe eser veren yazarlar arasında Orhan Pamuk, Yaşar Kemal ve Nazım Hikmet’in ardından eserleri yabancı dillere en çok çevrilen dördüncü yazar konumundadır

Necip Fazıl Kısakürek


26 Mayıs 1905'da doğdu. Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'ta ki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşkı gibi isimler vardı.
İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.
Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü
Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl' ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.
Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi(1936, 17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.
1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır

Yaşar Kemal Kimdir


Yaşar Kemal ya da doğum adıyla Kemal Sadık Gökçeli, 1923 yılında o dönem Adana sınırları içerisinde şimdiyse Osmaniye sınırları içerisinde olan Gökçedam’da (eski adıyla Hemite) doğmuş ; roman, senaryo ve öykü yazarıdır.
Aslen Van-Ercişli olan yazarın ailesi I. Dünya Savaşı nedeniyle Adanaya göç etmek zorunda kalmıştır. Orta okul döneminde ırgat katipliği, memurluk, ırgatlık, kontrolörlük ve öğretmen vekilliği gibi çeşitli işlerde çalışmak durumunda kalan Yaşar Kemal hayatın zorluklarıyla olgunlaşmış birisidir. Edebiyat yapmayı çok küçük yaşlarda kafasına koymuş olan Yaşar Kemal, ilk sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle başlamıştır. İlkokul zamanlarında aşıklarla atışacak durumda olan yazar annesinin engel olmasından dolayı saz çalmayı tam anlamıyla başaramamıştır.
Yazın Hayatı
Türk Edebiyatın en önde gelen yazarlarından birisi olan Yaşar Kemal yazın hayatına Türksözü gazetesinde 1939 yılında başlamıştır. İlk eseri olan Ağıtlar isimli kitabı Adana Halkevi tarafından 1943 yılında çıkartılan yazarın edebiyat dünyasındaki etkinliğinin başladığı yıl bu yıl kabul edilir. Yaşar Kemal’in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya ve diğer çeşitli dillere çevrilmiştir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcakla ünlenen yazar ilk romanı İnce Memedleyse hem ülkemizdeki popülaritesini arttırmış hem de dünyaca ünlü bir yazar olmaya başlamıştır. İnce Memed yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlanmıştır ve İnce Memed kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır. Dünyaca ünlü romanı İnce Memedi 1947 yılında yazmaya başlayan yazar çeşitli sebeplerle romanını yarım bırakmış ve sonrasında 1954 yılında bitirmiştir. Romanın fikir kaynağı yazarın eşkıya olan ve vurulan amcasının oğludur. Eserde yer alan ‘Çakırdikeni hikayesi aslında bir bakıma eşkıyalığın felsefesinin yapılmasıdır. Yazar, Yaşar Kemal ismini ilk kez Cumhuriyet gazetesinde yazarken kullanmaya başlamıştır.Genç yaşlardan beri sosyalist politikanın içinde olan yazar dünyaya bakışını söyleşilerinde
Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. […] Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.” diyerek ifade etmiştir. Yazar edebi çalışmalarında halka dönük olmayı seçmiş ve yapıtlarında insani değerlerden kopmamaya çalışmıştır. Yazar siyasi görüşüyle sanatının paralel olduğunu ve ‘halk ve doğaya inandığını dile getirmiştir.
Yazar pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. Böylesine derin bir altyapıyı oluşturmak içinse gençlik yıllarında Çukurovayı ve çevre illeri karış karış gezmiş yeni insanlarla tanışıp bilmediği şeyler öğrenmiş ve çoğundan eserlerinde yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesi olan yazar, aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen ve gerek yurt içinde gerek yurt dışında yapılan anketlerde Nobel Edebiyat Ödülünü alması gerektiği konusunda öne çıkan birkaç isimden birisidir. Edebiyat hayatı boyunca yüzlerce ödül almış olan yazarın en çok ödül aldığı ülkelerden birisi kuşkusuz Fransadır. 2011 yılında Fransada Legion dhonneur ödülüyle ödüllendirilen yazarın ayrıca ülkemizde 2008 yılında aldığı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ve 2013 yılında aldığı Krikor Naregatsi Nişanı başlıca göze çarpan ödüllerdir.Ayrıca yazarın 2013 yılında Norveçte aldığı ‘Bjornson Ödülü önemli bir yer tutmaktadır.
Öyküleri
*Sarı Sıcak
*Bütün Hikayeler
*Denemeleri
*Ağıtlar
*Taş Çatlasa
*Binbir Çiçekli Bahçe
*Şiirleri
*Bugünlere Bahar İndi
*Romanları
*İnce Memed 1-2-3-4
*Akçasazın Ağaları 1(Demirciler Çarşısı Cinayeti)
*Akçasazın Ağaları 2(Yusufçuk Yusuf)
*Deniz Küstü
*Teneke
*Yılanı Öldürseler
*Yer Demir Gök Bakır
*Fırat Suyu Kan Ağlıyor Baksana
*Yağmurcuk Kuşu
*Tek Kanatlı Bir Kuş
*Destansı Romanları
*Ağrı Dağı Efsanesi
*Binboğalar Efsanesi
*Üç Anadolu Efsanesi
*Çakırcalı Efe
Kaynakça:
vikipedia, meydan laorusse

Yakın Arşiv Seçmeleri

Arşiv taranıyor...

Gündem Öne Çıkan

Yükleniyor...

Arşivden Seçmeler

Yükleniyor...

son haber

araaaa

Yayınlar yükleniyor...